mutluluk

saatlerden kurtulmak, telefonlari kapatmak, icindeki cocugu dinlemek, her turlu zorunluluktan/kosusturmadan/ stresten/dusunceden uzak yalinayak yurumek, hafif bir bosvermislik hali, deniz kabuklariyla anlamli/anlamsiz objeler yapmak, maviye bakan bir teras, lavanta kokusu, duygusal ve fiziksel olarak arinmak, gunese teslim olmak ve her seyden onemlisi bunlari yapmaktan keyif aldigin insanla zamani durdurabilmek.

(ekşi sözlük entry’lerimden)

hiç için metinler

ic sesiyle barisik olanlarin daha rahat okuyacagini dusundugum eser.

”her seyi bir yana birakmadan once elimden geleni yapabildim mi ogrenmek isterdim dogrusu. her yani derken, disari suzulme zamanimi beklerken, bulunma olasiligimin oldugu, eskiden gizlenip durdugum, sinanmis ve guvenlikli yerlere gonderme yapiyorum, iste buydu soylemek istedigim her yani derken.

eskiden derken hala devinebildigim, kendimi deviniyor gibi duyumsadigim gunlerden soz ediyorum, cok zor devinebiliyordum, gucluk cekiyordum ama hic kuskusuz yer degistirebili-yordum, agaclar taniklik ediyordu buna, kumlar, doruklarin havasi, kentin kaldirim taslari da taniklik ediyordu. bu anlatim umut verici, gecen yilkini animsatiyor bana, her seye karsin dinginligimi korudugum gun ve geceleri, bir ileri bir geri yurudugum su gereksiz yolu, cilginliklarimin ortasinda olum sessizligine burunerek, bulutlarin arasindan bakmis, kisa ve zahmetsiz sanmistim onu.

sorum, bir sorum vardi, oyle ya, denedim mi her seyi, goruyorum hala onu ama havadan daha hafif, ayisiginda, tavandaki pencerenin onunden gecisine benziyor bu. hayir, kendine ozgu bir bicimde gecip gidiyor, iyi taniyorum onu, aksamlari gozlerinizle izlediginiz bir golgeye ozgu gecisi, kafaniz daginik, evet, iste boyle, akliniz baska yerde, gozleriniz de oyle, dogruyu soylemek gerekirse gozleriniz de baska yerde.”

(ekşi sözlük entry’lerimden)

l’amour

ilk önce ön sözüyle kendine hayran bırakan kitap. ”tabiata aykırı olsa da okurken düşünmeyi alışkanlık haline getirmediyseniz hiç, bu kitabın yazarından nefret edeceğinize şüphe yoktur.”

stuven sayfaya işaret koyup, kahvesinden bir yudum aldı ve içinden;
yaşarken, konuşurken düşünmüyoruz, okurken mi düşüneceğiz. birinin hayatına bile girdikten sonra düşünmeye başlıyoruz ilahi dedi.

”bir zamanlar yalnızca güzel olan şeylerden keyif alabilmiştir insan, o da bir anlığına; ama şimdi sevilene dair ne varsa, en alakasız nesneler bile yüreğine işler insanın.” (sayfa 132)

(ekşi sözlük entry’lerimden)

kalemimin sapını gülle donattım

tekrar tekrar okunacak -hem de hiç sıkılmadan okunacak- sayılı kitaplardan sadece biri.

”hızla çıkıyorum sınıftan, koridorun köşesinde madam somerville’le burun buruna geliyorum. çantasında derin araştırmalara geçiyor, sonunda bir kağıt çıkarıyor. bana mektup mu yazdı, nedir? uzatıyor kağıdı. alıyorum. bir kitaplar listesi. fransızca klübü kitaplığından o kitapları istiyormuş. ben o kitaplığın sorumlusuyum. kitapları kendisine ne zaman vermem gerektiğini soruyorum, son dersten sonra uğrayıp alacağını söylüyor. kitapları hazır edip onu orada bekleyeceğimi belirtiyorum.

madam somerville’in istediği kitapları bulma işine koyuldum. daha ben dördünü bulmuştum ki, madam geldi. acele bir yere yetişmesi gerektiğini, şu an gittiği yere elinde kitaplarla gidemeyeceğini belirttikten sonra, cumartesi öğleden sonra kitapları onun evine görütüp götüremeyeceğimi sordu. öyle kalakaldım bir an, sarılıp öpesim geldi kadını. bu işi zevkle yapabileceğimi söyledim, ”zevkle” sözcüğünü özel vurgulayarak. madam bir kağıda adresini yazdı. adres yazdığı kağıdı donuma sokasım olduysa da özenle cüzdanıma yerleştirdim. karı beni cumartesi öğleden sonra evine davet ediyor, kitap da işin vitrini. zevkten çıldırmak üzereyim.

cumartesi son dersten sonra hızla fransızca klübü’ne gittim. cumadan hazırladığım oniki kitaptan oluşan yüzgörümlüğü paketimi bir torbaya yerleştirdim ve çıktım okuldan. cihangir’e doğru mutlu bir yürüyüşe koyuldum. acele etmemeye uğraşıyorum fakat adımlarım, ayağımda olmayan nedenlerle hızlanıyor.

zili çalıyorum.
-qui c’est? diyor somo. birden kendimi toparlayarak
-c’est ferhan!
-ah, bonjour ferhan, montez s’il vous plait! gel yukarı lütfen diyor. geliyorum canım.

madam somerville mini bir sabahlıkla kapıda, gülümsüyor. ben hemen kapıda öpüşeceğimizi, doğrudan yatak odasına geçeceğimizi düşünüyorum. somo daha çok kitaplarla ilgili, istediği kitapların hepsini bulup bulamadığımı soruyor. hepsinin tamam olduğunu belirtiyorum. tek tek hepsine bakıyor. kitapların hepsini inceledikten sonra, bana teşekkür ediyor. sanki postacıymışım gibi, iyi günler dileyip gitmemi bekler gibi bakıyor gözümün içine. daha doğrusu benim için çıldırıyor fakat beni içeri davet etmeye utanıyor. soyunmuş, hazırlanmış beni bekliyor, ben hıyarca içeri girme cesaretini gösteremiyorum. kadın da haklı olarak benden bir atılım bekliyor. hayatımın en tehlikeli atılımını yaparak, bir bardak su rica ediyorum. bunun üzerine somo beni içeri davet ediyor, hemen girişteki mutfağa alıyor. bana su vermek üzere, yere yakın mini buzdolabına eğiliyor, evet, donu monu yok, soyunmuş beni bekliyor işte. daha o buzdolabından suyu çıkaramadan gidip sarılıyorum arkasından. somo birden beklenmedik bir şekilde dönüyor ve bana çok sert bir tokat atıyor. bombok oluyorum.
-pardon madame diyorum.somo bağırarark, hakaret ederek beni evinden kovuyor.”

(ekşi sözlük entry’lerimden)

özcan özgür

ne zaman aklıma gelse ”bızzzt ve dırrt efendim! vıjıtt… ve hatta gırç ve garçk efendim! ünlemleri ile yüzümde tebessüm oluşturan insan.

”buram sıcak 7 temmuz günü yeşilköy’den kalkacak uçaktayız. uçağın içi sauna gibi. bir türlü kalkamıyor. pistte pencereden gördüğümüz vişne çürüğü bavulun yüklenmesi bekleniyor, uçakta sürekli yapılan duyuruyla, bavul sahibi ali yılmaz’ın inip bavulunu göstermesi isteniyor. kalkıştan sonra yakacağı sigarası ve ona arkadaş kibrit kutusu elinde sabırsızlıkla bekleyen zil zurna özcan ayağa kalkarak, neredeyse hiç küfür etmeyen bir adam olarak hayatının en terbiyesiz ve tarihi küfürünü uçağın en arka sırasından kokpite doğru haykırıyor;
-ali yılmaz’ın amına koyim efendim!
hostesler uçaktan inmemizi istiyorlar, direniyoruz. sitivırt denilen kıl herif geliyor. hiç yüz vermiyoruz. özcan’ın;
-gııırç ve zınk! bırttt!
türü ünlemlerinden sıkılarak gidiyor sitivırt. izmir havalimanında tutuklanmamız söz konusu oluyorsa da karşılamaya gelen turne düzenleyicileri işi çözüyorlar.”

(ekşi sözlük entry’lerimden)

ravi şankar da ferhan şankmaz mı

sahları da vururlar ve baska oyun sarkilarinin bestelendigi sazin göbeginde yazili olan soz.

”bana bir saz lazim konusunu gunduz agbim cozdu. türk egitim vakfi’nin odacisi huseyi’nin sazi 100 liraya satin alindi. sapina askla sarilarak getirdim eve. dunyada ravi shankar’in yili. dolmakalemle; ”ravi sankar da ferhan sankmaz mi?” yazdim.”

(ekşi sözlük entry’lerimden)